Tuğlanın Ömrü Kaç Yıldır? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir İnceleme
Son zamanlarda sokakta yürürken, toplu taşımada giderken ya da iş yerimde gözlemlediğim şeyler beni düşündürmeye başladı. Birçok insan, hayatlarının bir noktasında “Tuğlanın ömrü kaç yıldır?” sorusuyla karşılaşıyor, ancak belki de bu sorunun anlamı, bizlerin yaşadığı toplumsal yapıya, çeşitliliğe ve sosyal adalet anlayışımıza göre değişiyor. Günlük hayatımızdaki pek çok şey gibi, tuğlanın ömrü de bazen sadece bir inşaat malzemesinden daha fazlası olabilir. Hem toplumsal cinsiyet hem de çeşitlilik göz önünde bulundurulduğunda, bu tür unsurların bizlerin “ömrü” üzerinde etkisi nasıl şekilleniyor? Bunu keşfetmek istiyorum.
Tuğlanın Ömrü: Bir Metafor Olarak
Tuğla, bir yapının temeli olarak kabul edilen basit ama önemli bir malzeme. Ancak, aslında ne kadar dayanıklı olduğu, kullanılan malzemeye, çevresel faktörlere ve hatta kimlerin bu tuğlayla ne kadar ilgilendiğine göre değişir. Örneğin, sokakta gördüğüm inşaat alanlarında, işçi kadınların çalışma koşulları genellikle erkeklerden farklıdır. Aynı inşaata katkıda bulunan farklı cinsiyetlerden insanlar, yaşadıkları sosyal sınıf, etnik köken ya da yaşam şartlarıyla tuğlanın ömrü gibi kavramlara farklı bir perspektiften bakıyorlar. Toplumsal cinsiyet normları, erkeklerin ve kadınların toplumda üstlendikleri roller, kişisel ve toplumsal ömürlerini şekillendiriyor.
Tuğlanın ömrü, belki de bu kadar basit bir soru değil. Çünkü her bir tuğla, aslında farklı yaşam deneyimlerinden geçen, farklı geçmişlere sahip insanları simgeliyor. Kimisi sabahın erken saatlerinde inşaatta görev alırken, kimisi ise şehri yeniden inşa etmeye çalışan bir sosyal aktivist olarak yerinde duruyor. Bir tuğlanın ömrü, bu kişilerin toplumsal statülerine ve onlara dayatılan toplumsal normlara bağlı olarak şekillenen, bazen görünmeyen bir zaman dilimi.
Kadınların Yaşamı ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
İstanbul gibi büyük şehirlerde kadınların hayatı, erkeklerden farklı şekillerde biçimleniyor. Geçen gün akşam iş çıkışı metrobüste bir kadınla sohbet etme fırsatım oldu. Kadın, gündüz çalışıp akşam eve gitmek, evdeki işleri yapmak zorunda kalıyordu. Kadın olmanın ne demek olduğunu, sadece evin içinde değil, dışarıda da çok iyi biliyor. Ama her gün yaşadığı baskılara rağmen, sabahları güne başlamakta zorlanıyordu. İş yerinde, kadının fiziksel görünüşü, tavırları ve hatta giyimi hakkında yorumlar yapılıyordu. Ancak bunlar sadece gözlemlerimden birkaçı. Kadınların gündelik yaşamları, erkeklerden daha fazla toplumsal baskı ve şiddetle şekilleniyor. Oysa bu toplumda hepimiz birer tuğla gibiyiz; toplumun inşasında, ömrü belirsiz olsa da, her birimiz katkıda bulunuyoruz.
Kadınların toplumda daha az görünür, daha az değerli sayıldığı bir ortamda, tuğlanın ömrü de kısalıyor. Çünkü hem çalışma koşulları hem de toplumsal baskılar, kadınların her yönüyle daha zayıf olmalarına neden oluyor. Bu, aslında sadece fiziksel değil, ruhsal bir güçsüzlük de yaratıyor. Ve bu güçsüzlük, bazen bir tuğlanın dayanıklılığı gibi, kişilerin hayatlarını belirliyor. Tuğlaların ömrü de, toplumsal eşitsizliklere dayalı olarak, kimliklerine, toplumsal cinsiyetlerine ve birikimlerine göre şekilleniyor.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet
Çeşitlilik, toplumsal yapıyı şekillendiren bir diğer önemli faktör. Farklı yaşlardan, kökenlerden, eğitim seviyelerinden ve toplumsal sınıflardan gelen insanlar, kendi yaşam mücadelelerini verirken, bu çeşitliliğin bir parçası olarak birbirlerinin ömrünü etkiliyorlar. “Tuğlanın ömrü kaç yıldır?” sorusunun toplumsal yapımızla ilişkisi de burada ortaya çıkıyor. Örneğin, sokakta yürürken, her gün tanık olduğum bir sahne aklıma geliyor: Bir grup üniversite öğrencisi, sabahın erken saatlerinde çöp kutularını karıştıran bir grup gençle karşılaşıyor. O gençlerin giyimi, fiziksel durumu, yüzlerindeki yorgunluk ve her sabah aynı saatte bu kutularda ne bulabileceklerini düşünmeleri, bir tuğlanın ömrü kadar kısa ama acı bir hikaye anlatıyor.
Çeşitlilik, tuğlanın ömrüyle ilişkili olarak, sadece dışa dönük bir çeşitlilik değil, bir sosyal dayanışma ve adalet meselesine de dönüşüyor. Farklı grupların sosyal ve ekonomik anlamda maruz kaldığı eşitsizlikler, onların yaşam sürelerini doğrudan etkiliyor. Kimisi elini taşın altına koyarken kimisi daha az yük alıyor, hatta bazen yük hiç onlara verilmeden sadece başkalarına bakmakla yetiniyorlar. Yani, sosyal adalet kavramı, her bireyin toplumsal katkısının değerini sorgulamamız gereken bir noktaya geliyor.
Sonuç Olarak: Her Tuğlanın Ömrü Farklıdır
Sonuçta, “Tuğlanın ömrü kaç yıldır?” sorusu, tek bir cevaba sahip olamayacak kadar derin. Bir tuğla, bir toplumda nasıl dayanıklı kalacaksa, bir insan da bu toplumda dayanıklı olmak için çeşitli sosyal koşullarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kadınlar, azınlıklar, düşük gelir gruplarındaki insanlar daha fazla baskı altında ve bu da onların ömrünü kısaltıyor. Fakat toplumsal cinsiyet eşitliği, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi kavramları hayata geçirebildiğimiz bir toplumda, tuğlaların ömrü de, insanların yaşamları da daha uzun olur. Tuğlanın ömrü, temelde bizlerin birbirimize olan yaklaşımımıza, eşitlik ve adalet anlayışımıza göre şekilleniyor. Bu, sadece bir yapı değil, tüm toplumu daha güçlü kılmak için atmamız gereken adımdır.